10 Haziran 2010 Perşembe 1 yorum

Algının Önceliği

MAURICE MERLEAU-PONTY 'nin ALGININ ÖNCELİĞİ'nden aldığım bazı notlar:


- Yanılsama, nesnesiz bir görüntü mü yoksa yalnızca inancın giderek azalmasıyla güçlenen bir tavır mı?

- Yansıtma evresi, bu zorbaca etkinliğin içerisinde dahi bir dünya ya da daha çok dışsal şeylerin bir yığınıdır. Ve bizler bu dışsallığın oluşumuna tanıklık etmemişizdir.

- Hastanın bilincini çözümlemek için yapılması gereken deneyler kuşkusuz normal bir algı psikolojisini yönlendiren fikirlerce telkin edilmiş olacaklardır.

- En tutarlı filozoflara göre bile, mekansallık ve genel olarak 'anlam' bilincin içinde ikincil olup sonradan edinilmiştir.

- Alanın bir parçasının ayrılıp ayırt edilmesini sağlayan şey, geleneksel psikolojiye göre geçmiş deneyimlerin anısıdır, bilgidir.

- Daha yakın bir nesne üzerinden başka bir nesnenin saydamlıkla görüldüğü bir durumda, çevre alanının rengini değiştirerek derinlik görüşünü istediğimiz gibi oluşturabilir ya da ortadan kaldırabiliriz.

- Bütün psikolojilerin ortak tavrı: şeyler dünyası ile içkin bir bilinç arasında ayrım yapmak.

- Madde formuyla yüklüdür. ("La matiére est prégnante de sa forme.")

- Retina üzerinde şekillenen şey yoluyla gördüğümüzden hareket ederek yargıda bulunmamız ve derinlemesine dizili olan noktaların tek bir plan üzerine yansımalarından dolayı öznenin derinliği yeniden inşa ettiği, onu görmediğini varsaymak gerekiyordu.

- Nesnelleştirme yönünde bir ilerlemenin olmasına ve düşüncenin her zaman bir andan daha uzun bir süre geçerli olmasına karşın apaçıklık hiçbir zaman zorunlu (apodiktik) olmadığı gibi, düşünce de hiçbir zaman zamandışı değildir.

- Kendimizin bilinci dahil her bilinç algısal bilinçtir.
20 Mayıs 2010 Perşembe 1 yorum

I'd rather dance with you

Bugün ve önceki-sonraki bazı günler sadece "I'd rather dance with you" günüdür!




Çoğu zaman, gün içinde onlarca insandan nefret ettiğimi hissediyorum. İnsanları çok sevmediğimi beni biraz tanıyanlar bilirler. Bazı nefret etmeleri kolay atlatamıyorum. Ama artık yeni bir çözümüm var. Bu krizlere son vermek adına, roman kızının göbek atması misali, bu şarkıyı dinleyip bütün nefret ettiklerimle uyumsuz hareketlerle dans ettiğimi hayal ediyorum. Bir anda nefret ettiklerim görüntüden kayboluyorlar. Yalnızca ben absürd dansımla beraber pistte kalıyorum. Bir süre daha dans edip sevdiklerimi çağırıyorum piste. Ve artık beraber saçmalıyoruz.
Getting to the swing
Getting to the swing

http://fizy.com/#s/105ncq

i'd rather dance with you
than talk with you,
so why don't we just move into the other room.
there's space for us to shake,
and 'hey, i like this tune'.

even if i could hear what you said,
i doubt my reply would be interesting
for you to hear.
because i haven't read a single book all year,
and the only film i saw,
i didn't like it at all.

i'd rather dance than talk with you.
i'd rather dance than talk with you.
i'd rather dance than talk with you.

the music's too loud
and the noise from the crowd
increases the chance of misinterpretation.
so let your hips do the talking.
i'll make you laugh by acting like the guy who sings,
and you'll make me smile by really getting into the swing.
getting into the swing.
getting into the swing.
getting into the swing.
getting into the swing.
getting into the swing.
getting into the swing.
getting into the swing.

i'd rather dance than talk with you.
i'd rather dance than talk with you.
i'd rather dance than talk with you.
i'd rather dance than talk with you.

i'd rather dance than talk with you.
i'd rather dance than talk with you.
12 Mayıs 2010 Çarşamba 1 yorum

en güzel aşk şiirleri...

BİTMEYEN

Ve ağzım ağzını öptü ise
Çünkü için sözle doludur
Elim eline değdi ise
Çünkü elin yaratılmış işler doğurur
Gözlerine baktım ise
Ki bakmışımdır
Onlar bir denizi sezme derinliğindedir
Ve saçlarına
Ve boynuna
Ve omuzlarına
Baktım ise
Ki bakmışımdır
Onlar bir kuşun uçuşunu
Sezme derinliğindedir

Ey sözlerim benim
Onlar ki bana her zaman
Bir diriliş verenedir

Meselim bitmeyendedir.

Edip Cansever


Kimsede Görmediğim

Kimsede görmediğim bir şiir
yüzü al ve akşamı aşıyor
Eski bir tanrı gibi kendi dininde
Uzun süren bir dönemi düşlüyor olmalı
İçindeki bir içkinin sıcaklığında
Suskunluğu bir başkaldırı olmalı
Elleri ayakları sinemalara bulaşmış
Romanlara bulaşmış
Genel helalara bulaşmış
Dağları iyi bilmediğinden
Denizleri anımsamış olmalı
Gözleri o yüzden çırpıntılı

Kara başlıklı geçmiş,
Sonsuz gelecek
Şimdi burda vakit gece ya
Bir yerlerde ey gözleri maden
Gündüz olmalı
Taşın içinde bir gündüz
Demirin, ağacın.

Turgut Uyar
0 yorum

dikenli haiku...

bak, ateşbocekleri,
demek isterdim..
ama tek başımayım.

taigi
5 Mayıs 2010 Çarşamba 3 yorum

Kısa Kısa Notlar...

"Kısa Film Yazmak" kitabından:
Katalizör
Bir kişinin başına beklenmedik bir olay gelir. Kişi nasıl tepki verir? Dğeişmeye çalışarak mücadele mi eder, yoksa kaçmayı mı dener? Yoksa önce mücadele eder sonra kaçmaya mı karar verir ya da tam tersini mi yapar? Tümüyle bu ruhsal durum, karakterin davranışında nasıl kendini gösterir? İzleyicinin ne olup bittiğini anlayabilmesi için bu bilgiler önemlidir. [Pat Cooper - Ken Dancyger]

"Sırça Köşk"ten:
Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunuz sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter. [Sabahattin Ali]

Nuri Bilge Ceylan'ın "Köprüdekiler" filmi hakkındaki yorumu:
Zarif ve çok katlı bir kararlılığa sahip bir biçim ile buyurgan olmayan bir çözümlemeyi biraraya getirebilmiş ender bir film. Tuhaf bir şekilde sahici ve spontane ama aynı zamanda her şeyin kıvrak bir zeka tarafından bütünüyle kontrol altında olduğunu hissettiren detaylar...

Tanpınar'dan:
Dostum, işler bizden sonra dünyaya gelmişlerdir. İşleri onları görecek adamlar icat eder. Biz de bunu icat ettik.

Edip Cansever, vazgeçemediklerim:
"Gölgen yok senin, ayak izlerin yok
Neden mi, acılar barınmamış ki sende
Mutluluk yok, mutsuzluk yok"

Ben Ruhi Bey Nasılım:

"Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
Bu kımıltısız gövde
Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi.
...
Ama var mıydı sanki görülmeyi isteyen"

"Nerdeyim
Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim
Para bozduranların az çok bildiği
Adres soranların gene bildiği
Bir sokakta bir aşağı bir yukarı
Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği
Amansız bir güceniğim"

"Gözlerim, gözlerim benim
Denizi ilk defa gören bir çocuğun
Birdenbire yaşlanması neyse."

"Tuhaf bir su içmişim de sanki içim görünüyor"

"O kadar ilginçtir ki yüzü, ayakları bilmem var mıdır
...
Gülmesi hüznüne
Konuşması susmasına batar."

"Çünkü insan yalnızken katettiği yollardan
Ne zaman geri dönse yeni bir haber getirir."

Rilke'den:
Kim olduğumu ne bilirlerdi
Korkunç zordu beni sevmek; ve ben,
Buna yalnız biri'nin gücü yeteceğini
Seziyordum. ama, o, biri, istemiyordu henüz.

Shakespeare:
Ben şimdiye kadar, yürek acısına kulaktan şifa verildiğini duymadım.

Holden Caulfield:

"The goddam movies. They can ruin you. I'm not kidding."

"The reason I did was because she knew quite a lot about the theater and plays and literature and all that stuff. If somebody knows quite a lot about those things, it takes you quite a while to find out whether they're really stupid or not."
0 yorum

NOTOS'TAN SEÇMELER


"Bir kitabı okumak, başka bir kitabı okumamaktır." Bilge Karasu

"Mesele ne yazarsa yazsın, yazarın koşullanmış olmasıdır. Sorun budur." Faruk Duman

Yazarlardan, yazmak üzerine:

"Dua etmek işe yarayabilir. Ya da başka bir şey okumak. Ya da yazdığınızın tamamlanmış ve kitap olarak basılmış biçimini gözlerinizin önüne getirmek." Margaret Atwood

"En sevdiğiniz yazarın fotoğrafını, özellikle bu yazar intihar etmiş ünlü bir yazarsa, çalışma masanıza koymayın."
"Kendinize iyi davranın. Sayfaları olabildiğince hızlı doldurun; çift satır aralıklı yazın. Her yeni sayfayı kazanılmış bir zafer gibi düşünün."
"Arada bir şeytana uyun. Mutfağı silin, çamaşırları yıkayıp asın. Bu da bir araştırmadır ne de olsa."
"Düşünceleriniz değiştirin. Çoğu zaman iyi düşünceler daha iyileri tarafından katledilir." Roddy Doyle

"Ölmekte olduğunuzu düşünün. Umarsız bir hastalığa yakalanmış olsaydınız bu kitabı tamamlar mıydınız?" Anne Erright

"Yapamadığınıza karşı nefret duymayın."
"Yandaşlardan, gruplardan, takımlardan sakının. Çevrenizde bir kalabalık olması sizi daha iyi bir yazar yapmayacaktır."
"İnternetle bağlantısı olmayan bir bilgisayarda çalışın."
"Ödülleri başarıyla karıştırmayın."
"Hangi yolla olursa olsun doğruyu söyleyin ama muhakkak söyleyin. Hiçbir zaman tatmin olamamanın vereceği ve yaşamınız boyunca sürecek üzüntüyü kabullenin." Zadie Smith
25 Nisan 2010 Pazar 4 yorum

Bunun Filmi Çekilmeyecek!



Uzun süredir yazmak, çekmek hakkında kitaplar okudum. Dergiler okudum. Röportajlar okudum. Bloglar okudum. Filmler izledim gözlemlemek için, kamera arkaları izledim. Zannediyorum ki bu yüzdendir uzun süredir gerçekten içimden gelerek bir şeyler yazmadım. Kısa film senaryoları yazdım. Çekemedim. İçime sinenler oldu, sinmeyenler oldu. Sinmeyenleri sildim. Hayatım da içime sinenler ve sinmeyenler olarak ikiye ayrıldı bu dönemde. Aynı şekilde hayatımdaki içime sinmeyenleri sildim. Sonra içime sinenler pek bir azmış, bunu fark ettim. Ama bana bu kadarı da yetti.

Çok uzun süredir hep aynı şarkıları dinliyorum. Her seferinde başka bir şey hissedebiliyorsam devam ediyorum aynı şarkıları dinlemeye. İyi geldiğini söyleyemem. Kötü de gelmiyor. Kafamda bin bir türlü şey var. Eskisiyle karşılaştırınca öyle çok ve çeşitli konuları düşünüyorum ki! Zannediyorum ki bu yüzdendir de uzun süredir kafam çok karışık. Tembellik, çok uyumak, çok yemek yemek hayatımda önde gidenler olmaya başladı. Bilgisayarın başından kalkamıyorum artık. Çünkü bilgisayarımın karşısındaki sandalyemden başka oturabileceğim herhangi bir koltuğum yok burada. Ya yatağıma yatıyorum, ya da bu sandalyeye oturuyorum. Kilo aldım. Bu konuda bir sorunum yok ama.

Uzun süredir etrafımda ya benden küçükler ya da benden büyükler var. Benim gibiler de var. Ama onlar da ya kendinden küçük ya da kendinden büyük gibi davranıyorlar. Okuduğum okulda, büyük çoğunluk çok zengin. Bayağı zengin. Ben diğerleri oluyorum okulumda. Paralarını benim hiç harcamayacağım şeylere harcıyor çoğu okulumdakilerin. Ama onları nasıl eleştirebilirim ki! Derslerine çalışıyorlar, geçiyorlar sınavlarını. Paralarını neye harcadıklarının ne önemi var? Ben de öyle zengin olsam ben belki film filan çekerdim. Kamera, Mercek, Kitap, Dvd vs. alırdım. Ama çok büyük ihtimalle onların beni eleştirmeye hakkı olurdu. Çünkü ben derslerime düzenli çalışmıyor ve sınavlarımı geçemiyor olurdum onlar gibi. İşte bu yüzden, yani alan da satan da memnun olduğundan ben diğerleriyim.

Yaşımdan büyük hissediyorum çok uzun süredir. Yani yaklaşık yirmi iki yıldır yaşımdan büyük hissediyorum. Lisedeyken yazılarımın-iç dökmelerimin- birinde kendimi kırk yaşında gibi hissediyorum demişim. Şimdi o kadar değil. Şimdi kırktan daha genç yirmi ikiden daha yaşlı hissediyorum. Bu tarz yaş yanılsamalarının da büyük saçmalık olduğunu biliyorum. Sartre'ın dediğini göz ardı edemediğimden. Benim yaşım aslında en çok etrafımdaki diğer insanları ilgilendiriyor. Ben hiç kendime kaç yaşında olduğumu sormam örneğin. Başkaları sorar. İşte bu yüzden insanın başkalarıyla ilişkisine saçmalık diyor Sartre. Ben de büyük saçmalık diyorum.

Çok uzun süredir değil ama bir süredir keşke kemanı bırakmasaydım diyorum. Devam etseydim belki şarkılara filmler yazıyor olurdum şimdi. Nesnelere, varlıklara değil. Hiçbirini benim icat etmediğim şeylere değil. Sanatın esin kaynağının bir başka sanat olduğu düşüncesi var bu sıralar kafamda. Eskiden yalnızca gerçekliğin buna yeteceğini sanırdım. Artık bu düşüncenin çok uzağındayım.

Saçımı kestirdim bir süre önce. Oldukça kısa kestirdim. Bulunduğum mekanlarda saçı benden uzun olan erkekleri sayma alışkanlığı edindim böylece. Neye yarar bu alışkanlık bilmiyorum. Zaten yavaş yavaş faydacılıktan da vazgeçmem gerektiğini hissediyorum. Her okuduğum, dinlediğim, izlediğim bana bir şey öğretecek, bir faydası dokunacak diye bir şey yok ya!

Uzun süredir kod yazmadım. Bir sürü programlama dersi gördüm ama hiç kod yazmadım. Belki kopyalayıp yapıştırdım ama hiç kendim yazmadım. Şimdilik buna ihtiyacım olmadığını biliyorum. Sonra, ileride nefesim kokunca açlıktan, yazarım belki...

Profesyonellerin, amatörlerin ve kendini profesyonel ya da amatör sananların filmlerini izledim. Büyük çoğunluğunu beğenmedim. Belki bu bahsettiğim kişilerden bir başkası da benim filmimden bu şekilde bahsediyordur online ya da yüz yüze sohbetlerden birinde. Yok yok! Pek zannetmiyorum. Ego, başkaları olmasaydı gerçekten varlığını hissettirebilir miydi diye de düşünüyorum karışık beynimin bir yerlerinde. Evet, son zamanlarda fazla varoluşçuyum ama bazen varlığımı reddetmiyor da değilim.

Çok uzun süredir kimseyi bir şeylere ikna etmedim. Edemedim diyelim. Çoğunun aklında 'bu sefer de başaramayacağını nereden bileyim' sorusu olduğunu biliyorum. Bizzat "bunun garantisini nasıl vereceksin?" sorusuyla da karşı karşıya geldim. Böyle soruları duyunca başkalarının da beni yirmi iki yaşından büyük zannettiğini zannediyorum. Hayatta neyin garantisi var ki? Her şeyin nasıl garantisi olur hayatta? Olsaydı inanç diye bir kavrama gerek kalır mıydı? Aslında çok uzun süredir kimseyi ikna edemedim derken inandıramadım demek istiyordum. İlk anda ağır geldi sanırım.

Uzun süredir bir dergide öyküm yayımlanmadı. En azından Notos'u bedava okuyordum bu sayede ama artık ona da bir sürü para bayılıyorum. Belki yazsam bir şeyler, yine çıkar bir yerlerde. Bilemiyorum.

Biraz hevesim olsa yeni haberlerim vardı size. Murat Gülsoy, bir öyküsünü senaryolaştırma isteğimi kabul etti. Mithat Alam film merkezi bir kısa film projeme ekipman desteği vereceğini bildirdi. Ama söylemek istemiyorum bunları. Sanırım sizi inandırmaya çalışmak çok yordu beni.

Uzun süredir çok az konuştum. Bazı günlerim, yalnızca dolmuş şoförüne para uzatırken, "bir üniversite alır mısınız?" demekle geçti. Az konuşunca insanlar için daha da diğerlerinden olmuş olabilirim okulda, yurtta filan. Ama bu sadece samimiyetsiz davranmak istemediğim içindi. En azından bu yazımı okuyan olursa onlar belki bunu daha iyi anlayacak. İnsanlar hocanın tahtaya yazdıklarını telefonlarının çözünürlükleri güzel kameralarıyla kaydederken ben harıl harıl yazdığım için olsa gerek, muhabbet etmeye pek vaktim olmadı.

Alpgiray'la uzun film çekme girişimimizde de böyle oldu aslında. Soğuk ve hastalıkla baş ederken, yalnızca işe güce odaklandım. Sohbet yine ikinci planda kaldı. Ama bu konuda dürüst davranacağım, samimi olmak adına, ben gerçekten birçoğuyla sohbet ederken çok sıkılıyorum. Bu kimsenin değil benim eksikliğim. Alpgiray haklı. Benim grafiğimde eğimler, daha doğrusu eğilmeler ve bükülmeler yok. Bir şey komik gelmiyorsa gülmüyorum. Bir cümle soru işaretiyle bitmiyorsa devamında ben de cevap niteliğinde konuşmuyorum. Sorsaydınız söylerdim. Ama zaten kimsenin söyleyeceklerimi merak ettiğini de zannetmiyorum. İşte tam da bu yüzden, en çok yapmak istediğim şeylerden biri olan, öykü kitabı çıkarmak hayalimden vazgeçtim.

Geçen NtvBilim dergisinde okuduğum bir yazıya göre, insanlar internette uzun yazıları okumuyorlarmış. En kısasını bulmak niyetindeymiş herkes. Bu yüzden daha fazla uzatmak istemiyorum. Artık okuyun diye! Her kitabın filmi çekilmediği gibi bu yazının da bir filmi çekilmeyecek. Siz de kısa yoldan öğrenemeyeceksiniz söylemek istediklerimi. O yüzden okuyun.
 
;